Taraf Okurları olarak saat 13:00′da pastamızla, konfetimizle Taraf’ın önünde buluşup, Tarafımızın 2. yaş gününü kutluyoruz..
Kasım 14, 2009
TARAF 2 YAŞINDA – 15 KASIM 2009
Posted by tarafokurlari under Taraf Gazetesi | Etiketler: Taraf, Taraf iki yaşında, Taraf Okurları Derneği |Leave a Comment
Temmuz 16, 2009
Haziran 20, 2009
Nisan 23, 2009
25 NİSAN 20009 CUMARTESİ GÜNÜ SAAT: 13:00′TE TEPE NAUTİLİUS ÖNÜNDE BULUŞUYORUZ
Şubat 1, 2009
On dokuzuncu yüzyıl macera romanlarının babamın çok sevdiği bir bitiş klişesi vardır, kahramanı için şöyle der:
“Uzun maceralardan sonra evine döndü.”
Zavallı roman kahramanının o “uzun maceralarda” başına neler geldiği, neler yaşadığı, neler çektiği anlatılmaz, kimse de fazla aldırmaz zaten.
Ben de “uzun maceralardan” sonra döndüm.
İtiraf edeyim ki epey hırpalandım.
Türkiye gibi bir yerde, iyice sefilleşmiş, çivisi oynamış, hırsızlığa, cinayete, çeteciliğe dayalı bir sisteme muhalefet eden, hem siyasi iktidarı hem de ordunun gizli iktidarını eleştiren “gerçek” bir gazete kurmaya kalkmanın bütün belaları sırtımıza yıkıldı.
Neredeyse patronundan çaycısına kadar her elemanının mahkemelere verilmiş, haklarında dava açılmış olmasını saymıyorum.
Bu, bizim ülkede zaten beklenen bir şeydi.
Ama bizzat bu sistemin kendisi için bile şaşırtıcı olacak derecede insafsız parasal kuşatmalarla boğuşmak bizi çok zorladı.
Kapanmanın eşiğine geldiğimiz zamanlar yaşadık.
Hayatımda hiç konuşmadığım kadar çok insanla konuştum, hayatımda hiç kimseden bir şey istememekle övünürken bu gazeteyi yaşatabilmek için neredeyse rastladığım herkesten bir şeyler istedim.
İstemenin utancını, böyle bir gazetenin gerekliliğine inandığım için üstlendim, hiç uyumadığım, sabahlara kadar sigara içerek kıvrandığım gecelerden geçtim.
Yetmiş milyonluk bir ülkede, doğruları söyleyecek demokrat bir gazeteyi çıkarma yükünün iki genç adamın, Başar Arslan’la Savaş Arslan’ın sırtına yıkılmasına öfkelendiğim, onların sırtına böyle ağır bir sorumluluğun binmesine çaresiz bir seyirci olarak bakmanın kızgınlığını yaşadığım, en zor, en ağır, en sıkıntılı zamanlarda bu iki genç insanın benim odama hep gülümseyerek girmeye gayret etmelerini görmenin duygusal sarsıntılarıyla zedelendiğim oldu.
“Lanet olsun, kapatalım gitsin” diye uyanıp, “hayır, sonuna kadar direneceğiz, dövüşeceğiz” dediğim günlerle geçti zamanım.
Özellikle darbe ve ordu yanlısı gazetelerin “Ergenekon” konusundaki o aşağılık yayınlarını görmek, “darbecilerin, darbe kışkırtıcılarının yakalanmasını” fütursuzca “siyasi iktidarın muhaliflerini susturmak” olarak nitelemelerindeki yüzsüzlüklerine tanık olmak direncimi ve kararlılığımı arttırdı.
Bu gazetenin gerekliliğine onları her okuduğumda biraz daha inandım.
Sadece ben değil bu gazetedeki herkes inandı.
Çocuklar tam iki buçuk ay beş kuruş para almadan bütün özverileriyle çalıştılar.
Evlerine para götüremediler, kiralarını ödeyemediler, kapılarından elektrik saatleri sökülenler oldu, gazeteye gelmek için yol parasını bulamadıkları zamanlar oldu.
Başar’la Savaş hayatlarında görmedikleri kadar büyük sıkıntılarla karşılaştılar.
Okuyucularımız, ellerindeki küçücük paraları bizimle paylaştılar, bizi yaşatabilmek için bu kavgaya katıldılar.
Ama hepsi dayandı, hepsi direndi.
Sonra Mehmet Betil geldi.
Bütün hesaplarımızı çıkarttık.
Öncelikle şunu gördük ki böyle bir gazeteyi sürdürebilmek için jet sosyetenin binmekten hoşlandığı süper lüks bir yatın iki haftalık kira parası kadar taze para bize yetiyor.
O kadar “nakit” parayı bulamamak bizi boğuyor.
Mehmet, gerekenden de fazla taze parayı koydu.
Nefes aldık.
Önümüzdeki on yılın stratejisini belirledik.
Bu ülkenin birbirine yabancı hatta düşman gruplarını biraraya getiren, onlara birbirini tanıtan, onları birbirine yakınlaştıran, onları “demokrasi” gibi ortak bir inançta birleştiren bir gazetenin önümüzdeki on yılda bu ülkenin en büyük gazetesi olmaya aday olduğunu hepimiz biliyoruz.
Bunu bilmek bizi güçlendiriyor.
Ama bununla yetinmedik.
İntikamcı siyasetçi, öfkeli general, kaypak bankacı, ödlek zengin, sözünden dönen dost cehenneminin yaşandığı bu ülkenin kezzapla dolu sığ çukurunda bu gazeteyi sağlam tutabilmek için dünyaya açılmaya karar verdik.
Dünyanın “demokrat” gazetelere fon açan basın kuruluşlarıyla temasa geçtik, bir kısmıyla anlaşmaya vardık, bir kısmıyla görüşmelerimizi sürdürüyoruz, Avrupa’nın en prestijli gazeteleriyle yayın ortaklığı için son aşamaya geldik.
Bize en zor zamanlarımızda destek olan okuyucularımızla ve dünyalı bir gazete olmanın güveniyle, Türkiye’nin iğneli fıçısında çalkalanmadan devam edecek bir noktaya nihayet vardık.
Artık rahatız ve sağlamız.
“İstersem var ederim, istersem yok ederim” diyen Türkiye’nin efendileri ellerinden geleni ardlarına komasınlar şimdi.
Biz bu gazeteyi çıkarırken söz verdiğimiz gibi bütün gerçekleri açıklamaya devam edeceğiz.
Okuyucularımız çoktan “dostlarımız” haline geldiler, belki de eşine hiç rastlanmamış bir güçle sarıldık birbirimize ve birlikte “dostlarımızın” sayısını artırarak yürüyeceğiz.
“Uzun maceralardan” sonra geri döndüm.
Ama çok yoruldum.
Şu anda değil bir insan sesi, bir kuş cıvıltısı bile duymaya dayanamayacak haldeyim.
Mutlak bir sessizliğin içine gömülmek ve birkaç gün orada kıpırdamadan, konuşmadan, anlatmadan, dinlemeden durmak istiyorum.
Bir hafta sonra burada olacağım.
Acıları arkada bıraktık ama bu korkunç günlerde okuyucularımızla, gazetede çalışan çocuklarımızla, yazarlarımızla, yöneticilerimizle, gazetenin sahipleriyle birlikte verilen mücadelede herkese duyduğum minneti ve onların gösterdikleri direncin bende yarattığı sevinci de tek başıma yaşamak istiyorum.
Zor vakitlerde elimden geldiğince sağlam durmaya gayret ettim ama şimdi o insanların en güç koşullarda nasıl mücadele ettiklerini düşündüğümde belki biraz gözlerim dolar, buna da kimsenin tanık olmasını istemem, ne de olsa serde erkeklik var.20.01.2009
Ocak 29, 2009
Ocak 27, 2009
Geçen gün KGB’den aradılar. Yani arayan öyle dedi. Telefonda bozmadım, buluştuğumuzda sordum: Yahu siz çoktan tarihe karışmadınız mı? “Yeni bir oluşum düşünüyoruz da,” dediler.
Bu amaçla, Taraf’a destek ilânları kampanyasını başlatmışlar. Türkçe’niz gelişmiş, dedim, Bizim Radyo zamanında elli sene öncesinin diliyle konuşuluyordu. “Devir değişti,” dediler. “Laleli’ye gide gele geliştirdik.”
Bana şöyle bir teklifte bulundular: “Taraf’ı, gelin Rusya’da çıkarın, Putin’i devirmemize yardım edin.” Ne alâka, kardeşim! Bizi aşar, dedim. “Yapmaaa!” diye omzuma dokundu, takma gözlü, kıskaç gibi takma elli olanı. Baktım mont yırtılacak, yana kaçtım. Öbürü, “Yeme bizi,” diye sürdürdü aynı muhabbeti, “Obama işindeki rolünüzü bilmiyor muyuz?” Renk vermedim. Dikkat çekmemek için, JİTEM kimlikleri yaptırıp otoyol gişesinde buluşmuştuk. “Otoyolda durulmaz, geri dönülmez,” dedim, ağır ağır uzadım sağ şeritten.
Allahtan uzaklaşmışım. Beni sollayan TIR’ın gürültüsünden kimbilir kaçıncı çalışta elime aldığım cep telefonu ekranında “CIA Outlet Center” yazısını görünce irkildim, ötekiler görecek diye. Neyse ki KGB’ciler Sirkeci’den Kütahya çinisi almaya gitmişlerdi. “Ülkemizi yeterince tanıtamıyoruz,” diye hayıflandım.
Telefondaki kişi Amerikan aksanlıydı, ama Türk olduğunu, satılmış olduğunu, memleketi bölmek için emperyalistlerle işbirliği yaptığını, kendisine güvenebileceğimi nazikçe belirtti, bu nezaketi daha da artarak yalvarmaya dönüştü: Niçin KGB’li yeni oluşumcularla görüşüyormuşuz, bir dediğimizi iki mi etmişler, onları yarı yolda mı bırakacakmışız… “Bak, dernek de kurdurduk Taraf okurları adı altında,” dedi. “Türkiye’de dernek kurmak kolay iş mi?” Ohoo, dedim, dernekten ne olacak, yüzbinlerce dernek var memlekette. “Böylesi var mı?” diye üsteledi. “Normal bir günlük gazete yaşasın diye okurlar dernek kurar mı? Görülmüş mü böyle şey?” Bünyemizi anlamadıklarını bir defa daha belirttim. Bizim bünyemiz sahici örgütlenme kaldırmaz, devletle bir yerinden bağı bulunmayan herhangi bir insan grubunun inisiyatif almasını kaldırmaz, memleket işlerine ahalinin karışmasını kaldırmaz; akıllı olun, dedim. Azıcık MOSSAD’cılara akıl fikir danışmalarını tavsiye ettim. Onlarla çok daha iyi anlaştığımızı söyledim. Bir Türk, CIA’e de çalışsa vazifesinde behemehâl en mükemmel şekilde muvaffak olmalıdır. Bu sözü not almak istedi. Dikte ettim, kapattım.
Buna MOSSAD’cıları övdüm de, onlardan da para çıkmıyor birader. Dikkat çekmemek için sivil polis kılığına girerek Karaköy iskelesinde yaptığımız Taraf’a destek toplantısında, “Bilgi belge ne istiyorsanız verelim, ama para istemeyin bizden,” dediler açık açık. İskele daha sonra izleri ortadan kaldırmak için MOSSAD tarafından batırıldı. Biraz böyle… ne bileyim… vur deyince öldürme gibi bir tutumları var açıkçası. Bir defasında bunu belirttiğimde, “Bizim oralarda vur bile demeden öldürüyoruz kardeşim!” demişti MOSSAD’ın Taraf’la İlişkiler Departmanı sorumlusu olan irikıyım adam. Doğru konuş, dedim, “beyefendi” diye düzeltti.
Gazetenin 352 derece dönen (360 olamıyor, malzemeden çalmışlar, ilgili müteahhitle belediye görevlisini aldırdık, Guantanamo’dalar) lüks lokantalı terasında, Alman Vakıfları kisvesi altında yurdumuzda faaliyet gösteren Alman gizli servislerinin gizlice Çekoslovakya’dan getirip askerî araçla Edirne’den İstanbul’a taşıdığı biralar ve AB’nin Türkiye’yi Yıkma Komisyonu başkanının Brüksel yakınlarındaki özel bir çiftlikte yetiştirilen ineklerin etinden kendi kasabına hazırlatıp yolladığı köfteler eşliğinde Taraf’ın birinci yılını kutladık geçenlerde. 94 Amerikan, 172 Avrupa kanalı canlı yayın yaptı. Kadıköy rıhtımında canlı yayın tekneleri üstüsteydi, hattâ bu yüzden gazetemizin birinci yaşını kutlamak için akın eden Türk meslektaşlarımız alargada beklemek zorunda kaldılar. Ama biz onları da unutmadık, bir Amerikan denizaltısıyla bira yolladık kendilerine.
Aslında sadece, basitçe bir günlük gazete olan Taraf’a sahip çıkmak için okurlar, adları soyadlarıyla açık açık ilânlar veriyorlar. Her gün bu sayfaya bakınca çoktandır unuttuğum bir duygunun anısı canlanıyor zihnimde. Hele aralarında bazıları var ki, “Görüşlerinize katılmıyorum ama…” diye başlayanlar… Cennette miyim neyim, diye düşündürüyor.
Hem bu ilânları veren değerli insanlara küçük bir armağan hem de bütün bu yaşadığımızın anlamını şıp diye açıklamada kullanabilecekleri bir anahtar olarak, duyduğum anda ufkumu açmış şu “haber” tanımını sunayım: Haber, birilerinin öğrenmemizi istemediği şeydir.
Ocak 27, 2009
Taraf sonunda bir yaşına bastı. Sonunda diyorum, çünkü bir yüzyıldır çıkıyormuşuz gibi geliyor bana. Bir yüzyıldır birikmiş meselelerin hepsini canlı kanlı yeniden tecrübe ettiğimiz zor bir yıl Taraf’la geçti. İyi ki de öyle oldu. Taraf da olmasa yıl boyu bu ordu, bu siyaset ve bu hukuk, bu medya ile akıl sağlığımızı koruyabilir miydik bilemiyorum.
Doğum günü için dün Taraf’ın önünde yeni kurulan Taraf Okurları Derneği’nin doğum günü partisi vardı
Ocak 27, 2009
Esracengiz Türk Kapitalistleri
TARAF Gazetesi’nin biliyorsunuz bir Hayatta Kalma Sorunu var. Özellikle “Paşasının Başbakanı” manşetlerinden sonra, ilan alma hadiseleri (ki, çok azken, çokçok azken) bıçakla kesiliyor, anladığım.
Pazartesi günki Taraf’tan okuduğum; okurları örgütleniyorlar şimdi. Bir zamandır da “birey olarak” okurlar ilan veriyorlar. Hakiki ve hakikatli bir dayanışma örneği!
Ben de şöyle bi iricene ilan vermeyi düşünmedim diil; destek olsun diye. Ama kendi ismimle verirsem artistik olur, artistlik olur.
Artık “Jane Bond” mu olur, “Kâhtalı Fıçı”mı, “Ankaralı Zaviye” mi; dikkatleri çekmeyecek (3 örneğini gördüğünüz üzre) Kamuflaj Bir İlan olayına gidebilirim, belki.
Ama ben bu sık dokunmuş düşüncelerimi yapadurayım; arka sayfalarında (iricene)
bir BEKO ilanı gördüm ve Türk Kapitalizmi üstüne, daha incesi Türk Kapitalistleri üstüne düşüncelere gark oldum.
Daha önceleri de “Ey Türk Pıtrakları! (Tırmanıcılar manasında) 301’ini, 318’ini kaldırmayan bir Türkiye; esas senin işine gelmez: ANLASANA!” yollu bir-iki yazım olmuştu. Gerçi.
Ama buyrun, Kapitalistlerimiz’in işine esasında neyin yaradığını düşünmek DAHİ bize kalıyor. Öylesine “Atam seni düşünmekten/Hiçbir ev ödevimi yapamadım” topraklar buraları.
Sanırım; benim Atatürk üstüne düşünüp sürekli onu kaybettiğimiz için / yeni bi tanesini yaratamadığımız için ağlamaktan helak olup gözlerim ve beynim sulanmıyor. Üstelik çok vakit kazanıyor olabilirim “Atam. Atam. Atam.” krizleriyle tırnaklarımı yemediğim için. Gece gündüz.
Yani BU MUDUR? Türk Kapitalistleri feci şekilde laikçi ve Kemalist olduklarından ve de Türkiye Cumhuriyeti’ni (baştan bütün dünyanın taptığı Başkumandan) Ordumuz kurduğu için-
Devamlılığımız için yani: Orducu olmaları, İyiDarbeci olmaları, DarbeSevici olmaları mı icap etmektedir?
Bu yüzden de Askeriye karşısında gelmiş geçmiş en sıkı duruşu temsil eden Taraf’a ilan vermemeleri mi gerekmektedir?
Ordularına, Onun Paşaları’na ve İlk Paşaları’na bağlılıklarından?
Hakikaten Cennet Yurdumuz’da Katı Kemalizm’den akıl ve izan kompartmanları perdelenmiş Kapitalistler ve onların kraldançokkralcı/Ergenekoncudandahadarbeci/iyidarbesevici (o darbelerin adı: İhtilâl ve hatta devrim-devrimarabası) çalışanları, yüksek maaşlı çalışanları: yani hakiki demokrasiyi içine sindiremeyen pek çok “executive”leri mevcut. Tur.
Bu tarz “reklamverenler,”şirket reklamlarının nereye gideceğinin kararlarını almakla mükellef maaşlı çalışanlar, Taraf’ı muhakkak Kemalist Temiz Dünyaları’na bir tehdit/iki gıcıklık/üç gereksizlik olarak görmekteler.
Dahası varlığından “rahatsız” olmaktalar: Bu hissiyatlanmalarını da “Vermem ulan sana değerli reklamlarımdan!” intikamcılığıyla yansıtmaktalar. Anlaşılamayan.
Dindarları anladık, diyelim. Çok AK Parti’ye meftunlar, gönülden bağlılar ve de TARAF eleştirel olur olmaz Saygın Başbakanımız’ın Askeriyemiz’in kucağına tırmanmasına; reklamlarını KESİVERDİLER.
”Ne kadar AK Parti taraftarlığı; o kadar reklam;” hesabı. (Ki, Bu da doğru değil. Bir taraftan Taraf Fethullahçılıkla, hükümetyandaşlığıyla suçlana dursun; diğer taraftan DA, doğru dürüst reklam geliri yoktu izlediğim kadarıyla.)
ŞİMDİ Taraf Sayın Başbakanımız’a ve sansasyonel demeçleriyle ortalığı faşizanlığa bulayan bakanlarına tavır aldığına göre peki-NEDEN bıçakla kesildi reklamlar?
Zira: Orduculuk, Türkiye’nin ennn mühim hastalığı. Avrupa Birliği’nden bizi uzaklara savuran her adımın arkasında Askeriyemiz’in kadiri mutlak statüsüne bir bağlılık /bağımlılık mevcut.
“Modern” yaşam tarzlarının yegâne garantörü olarak, öldür Allah, Türk Ordusu’nu görenler; Hakiki Demokrasi’ye geçişimizin önündeki en büyük engelin Askeriyemiz’in katlanılamaz ağırlığı olduğunu “acknowledge” etmekten kilometrelerce uzakta (Loolooland’de) ikamet etmekteler.
İşte bu Hakikatlerden (kilometrelerce) Uzaklık sayesinde, kıllanıyorlar Taraf’a. Aktütün Baskınına dair, daha önce Dağlıca Baskınına dair yıllarca bizlerden esirgenen hakikatin (uydudan fotoğraflı/maflı) önlerine dayanmasını, bünyeleri kabul etmiyor.
Reklamlarını esirgeyerek, “bitsin gitsin” istiyorlar Taraf. Yaşamasın! Onlarla Orduları arasına hiçbir hakikat girmesin. Sistemleri bozulmasın.
Sivil bir Anayasa’ya geçersek, Seçim Kanunu değişirse, “Kemal Kıran Kanun Kesen” rolünü kendine biçmiş bulunan Anayasa Mahkemesi’nin işlevi hukuki normlara “geri” çekilirse-
Biz: Avrupa Birliği Standartları’nda bir demokrasiye kavuşursak Değerli Kapitalistim; BU ennn çok senin işine yarayacak. “Ne kadar demokrasi: O kadar şirket değeri” diyebilirim.
Askeriye Bağımlılığın, kendi ayağına sıktığın (sürekli) kurşun, aslında. Ve de bu bağımlılığını kırmaya yönelik her türlü Taraf’a duyduğun ulvi alerji.
BEKO’nun kalkıp aslanlar gibi ilan vermesi Taraf’a; benim gözümde Marka Saygınlığı’nı binle çaptı, mesela.
Gözümün önünde yazlık evimizdeki Beko canlandı. Onca yıl boyunca çalıştı da çalıştı. Sonra Fatoş’lara yolladık: bana mısın demiyor, hâlâ çalışıyor canım çamaşırmakinem-
Ey Türk Kapitalisti! Ve onun Yardakçısı (yani reklamcısı) Taraf’ın var olmadığı bir Türkiye senin için DE daha karanlıkta bırakılmış, daha geri, daha hakikatlerden kopuk, daha zavallı, daha acıklı, daha savaşayazılımlı, daha donmuş, taşlaşmış/tıkaçlaşmış bir Türkiye.
Orduculuk (ve yan kolları) zannettiğin kadar koruyucu/kollayıcı/olmazsaolmaz bir model değil; miyadını doldurduğunu SuBaşınıTutmuşlar’ın kabul etmek istemediği “pase”mi zarar ziyan bir model. Ve hatta yüz kızartıcı. Bir eskilikte. Gericilikte. Zararlılıkta. (Fakirinfukaranın çifçinin köylünün çocuğu gidiyor habire SavaşınGücü: Bizim Borumuz modeliyle; kaç cana mal oldu/oluyor-bir düşün hele.)
Madem girdik konuya. Devam edeceğiz. “1 Tohum Atılsın: 1000 çiçek açılsın!”- diil mi ama?
Ocak 4, 2009
Aktütün haberlerinden dolayı Taraf Sorumlu Yazı İşleri Müdürüne 5 yıl hapis istemiyle dava açıldı.
İtiraf ediyoruz, Taraf’ın Aktütünle ilgili Genelkurmay belgelerini yayınlamasını biz istedik.
Çünkü gerçekleri öğrenmek en temel hakkımız.
Metni imzalamak isteyenler tarafokurlari@yahoo.com mail gonderebilir.
İMZALAYANLAR:
Mahmut Bıyık, Tolga Darcan, Zehra Şenoğuz, Kamuran Cihan Ödül, Genco Gençkal, Eminimsi, Ahmet Kaplan, Erkan Şen, Tolga Sezgin, Metin Aydin, Belgin Oral, Özge Aydınalp, Emre Dursun, Begüm Burak, Mücteba Kılıç, Yuksel Yıldırım, Tansel Parlak, Nejdet Koldaş, Ferhan Guloglu, Faruk Aras, Naile Aras, Arda Aras, Ferhat Kentel, Shirvan Nuray Sarikaya, Faruk Arhan, Ufuk Dinç, Birsen Şahin, Akif Tek, Hüseyin Çakır, Hasan Öztoprak Hayri İnce, Jale Mildanoglu, Taylan Tosun, Kahraman Gündüz, Mahir Yeşildal, Talat Ulusoy, Yavuz Selim Güneş, Şehbal Şenyurt Arınlı, Neslihan Demir Ali Taskiran, Emin Şen, Pınar Akpınar, Sindirella Aslansoy, Ayşe Akdeniz, Emrullah Beytar, Leman Yurtsever, Turgay Ogur, Zeynep Tanbay, M.Nazım Öztürk, Eyüp Hanoğlu, Hayal Hanoğlu, Şahin Okay, Umut Akar, Rohat Miran Mehlika, Betül Yazıcı, Gül Şen, Levent Arın, Kamuran Cihan Ödül, Nihan Sağman, Sıdıka Çetin, Selvet Çetin, Sunay Yılgı, Asuman Akşit, Asiye Duman, Taner Koçak, Zehra Şenoğuz, Goşgar Kengerli, Fazıl Tar, Ugur Özbekar, Nergis Öztürk, Kuban Kural, Ali Yağız Yemişçi, Mehmet Atak, Alaettin Çakar, Merve Acar, Zişan Tokaç, Özlem İşbilir, Abdullah Akdoğan, Metin Türkeli, Hikmet Pala, Çiğdem Hatacıkoğlu H.Rıza Avcı, Ekin Doğan, Mehmet Özdemir, Aykut Alp, Muzaffer Babür, Emel Taş, Harika Kökalan, Serdal Mutlu, E. Aydın, Seyhan Elmalı, Şehadet Çitil, Hakan Cengiz, Engin Akçin, Bedriye Altınyol, C.Can Türedi, Aykut Alp, Osman Cingil, Erdal Sırbudak, Mehmet Ördekçi, Ferhat Yurdam, Neslihanakbulut, Gülay Gün, Bir Taraf Okuru, Sena Gönüllü, Gizem Önal, Fero Fırat, Fırat Bilir, Mert Öztekin, Korkut Akın, Nazlı Sinem Koytak, Senem Donatan, Emine Sapmaz, Sevi Yzb, Muhammed Ali Diktaş, Yalçın Sezer, Lale Mansur, Şengül Çifçi, Ali Kerim Mutlu, Zeynel Koc, Setenay Erdoğan, İrem Çetin, Semih Önerbay, Mehmet Süren, Gülderen Koç, Zekiye Dinlen, Aslı Güneş, Korkut Akın, İbrahim Taşkıran, Havva Yıldırım, Erdem Şenocak, Haluk Sunat, Melda Omay Özdamar, Semra Sunat, Sacide Seda Yılmaz, Nilay Yıldırım, Tamer Uz, Şeyma Taşdelen, Mehmet Algan, Murat Aydın, Ali Dangote, Berk İdem, Berrin Öngören…Emrah Mokan, Teksin Begeç, Şükrü Alsan, Nail Sönmez, İsmail Göksel Dönmez, Gülsüm Sümer, Vaner Alkaç, Erol Karacaova, Gazi Şahin, Öznur Kaçar, Yakup Şimşek, Deniz Demir, Mehmet Solak
Taraf Okurları
email: tarafokurlaridernegi@yahoo.com, tarafokurlari@yahoo.com
web sayfasi: www.tarafokurlari.com
Tel: 506 440 46 30



